
İyi Olmak Zorunda Değilsin: Bazen Sadece Konuşmaya İhtiyacın Vardır
Güçlü görünmek zorunda değilsin. Her şeyi tek başına çözmek zorunda da değilsin.
Bazen sadece yorulursun. Bazen nedenini bile bilmeden içinin sıkıldığını fark edersin.
Sabah kalkmak zorlaşır, düşünceler susmaz, kalbin hep biraz hızlı atar.
Ve çoğu zaman kendine şunu söylersin: “Abartıyorum galiba… Geçer.” Ama geçmez.
Çünkü bazı şeyler zamanla değil, anlaşıldıkça iyileşir.
Psikoterapi tam da burada başlar.
Sana ne yapman gerektiğini söyleyen bir yer değil; kendini daha iyi duyman, anlaman ve yüklerini
hafifletmen için güvenli bir alan.
Burada yargı yok. “Bunu niye yaptın?” yok. “Sende bir sorun var” hiç yok. Sadece sen varsın. Hikâyen var.
Ve birlikte bakabileceğimiz yollar var.
Kaygı, ilişki sorunları, tükenmişlik, özgüven eksikliği, geçmişten gelen yaralar, karar verememek, sürekli düşünmek, yalnızlık hissi…
Bunların hiçbiri “zayıflık” değil. Hepsi insan olmak.
Biliyorum, ilk adımı atmak zor olabilir. “Gerçekten ihtiyacım var mı?” diye düşünebilirsin.
Şunu bilmeni isterim:
Terapiye gelmek için “dibe vurmak” gerekmez.
Daha dengeli, daha huzurlu, daha kendin gibi hissetmek istemen yeterlidir. Çünkü bu yolculukta yalnız değilsin.
Kaygı (Anksiyete) Nedir? Her Endişe Bir Sorun mu?
Herkes kaygılanır. Sınavdan önce, önemli bir görüşmeden önce, sevdiğin biri geç kaldığında…
Kaygı aslında zihnin ve bedeninin seni koruma şeklidir. “Dikkat et” der. “Hazır ol” der.
Ama bazen bu alarm sistemi hiç susmaz. Ortada gerçek bir tehlike yokken bile kalbin hızlı atar.
Aklın hep “ya şöyle olursa” senaryoları üretir. Dinlenemezsin. Gevşeyemezsin. Sürekli tetikte hissedersin.
İşte o zaman kaygı, koruyucu olmaktan çıkar ve yorucu hale gelir. Belki sen de:
Sürekli en kötüsünü düşünüyorsun. Uykuya dalmakta zorlanıyorsun. Göğsünde daralma hissediyorsun.
Karar vermekte zorlanıyorsun. “Kafam hiç susmuyor” diyorsun.
Bunları yaşıyorsan yalnız değilsin.
Kaygı bozuklukları sandığından çok daha yaygın. Ve en önemlisi: Tedavi edilebilir.
Terapi, kaygıyı tamamen yok etmeyi değil; onunla başa çıkmayı, düşüncelerini düzenlemeyi ve bedenini sakinleştirmeyi öğretir.
Çünkü amaç korkusuz olmak değil, korkuya rağmen rahat yaşayabilmek.
Sürekli tetikte olmak zorunda değilsin. Nefes alabileceğin bir hayat mümkün.
Depresyon Sadece Üzgün Hissetmek Değildir
Depresyon Sadece Üzgün Hissetmek Değildir. Bazen insanlar depresyonu “mutsuzluk” sanır.
Oysa depresyon çoğu zaman ağlamaktan çok, hiçbir şey hissedememektir.
Eskiden keyif aldığın şeyler anlamsız gelir. Yorgun uyanırsın. Basit işler bile gözünde büyür. İnsanlarla konuşmak istemezsin.
Ama yalnız kalmak da iyi gelmez. En zor kısmı da şudur: Kendine kızmaya başlarsın. “Neden toparlanamıyorum?”
“Herkes yapıyor, ben niye yapamıyorum?” “Ben tembel miyim?” Hayır. Bu tembellik değil. Zayıflık hiç değil.
Bu, zihnin ve bedeninin yorulduğunun bir işareti. Depresyon bir karakter sorunu değil, destekle iyileşebilen bir ruhsal durumdur.
Terapi sürecinde: düşünce kalıplarını fark etmeyi kendine daha şefkatli yaklaşmayı küçük ama gerçekçi adımlar atmayı
hayata yeniden bağ kurmayı öğrenirsin İyileşmek bir anda olmaz.
Ama biri yanında yürüdüğünde yol çok daha hafifler. Unutma, her şeyle tek başına mücadele etmek zorunda değilsin.
Özgüven Nedir? Doğuştan mı Gelir, Sonradan mı Öğrenilir?
Belki sık sık şunu düşünüyorsun:
“Ben neden diğerleri kadar rahat değilim?” “Neden hep kendimi sorguluyorum?”
“Keşke biraz daha özgüvenli olsam…”
Çoğu insan özgüveni, yüksek sesle konuşmak, çok sosyal olmak ya da hiç korkmamak sanır.
Ama özgüven bunlar değil. Özgüven aslında çok daha sade bir şeydir:
“Ne olursa olsun, kendimle kalabilirim” diyebilmek. Hata yapsan da. Reddedilsen de.
Herkes seni beğenmese de… Kendini değersiz hissetmemek.
Ve iyi haber şu:
Özgüven doğuştan gelen bir özellik değil. Öğrenilir. Gelişir. İnşa edilir.
Çoğu zaman çocuklukta aldığımız mesajlar etkiler:
“Sessiz ol”
“Hata yapma”
“El âlem ne der?”
“Yeterince iyi değilsin”
Bu sesler zamanla iç sesimiz olur.
Terapi, bu eski kayıtları fark etmene yardımcı olur. Kendinle konuşma şeklini değiştirmeni sağlar.
Yavaş yavaş: daha net sınırlar koyarsın “hayır” diyebilirsin kendini başkalarıyla daha az kıyaslarsın
daha cesur adımlar atarsın Özgüven, kusursuz olmak değil; kendini olduğun haliyle kabul edebilmek.
Ve bu herkes için mümkün. Senin için de.
İlişkilerde Sınır Koymak:
“Hayır” Demek Neden Bu Kadar Zor?
Bir düşün…
Kaç kez istemediğin halde “tamam” dedin? Kaç kez kırılmamak için sustun?
Kaç kez “ayıp olmasın” diye kendinden vazgeçtin?
Sonra da içten içe yoruldun… kızdın… uzaklaştın…
Ama kimse nedenini anlamadı. Çünkü sen hiç söylemedin.
Sınır koymak birçok kişiye bencillik gibi öğretilir. Oysa gerçek tam tersi.
Sınır koymak, kendine saygıdır.
Sınır demek:
Buraya kadar...Bu bana iyi gelmiyor...Bunu yapmak istemiyorum...Şimdi dinlenmeye ihtiyacım var
diyebilmek demektir.
Sınır koymadığında ne olur biliyor musun?
Başkaları seni üzmez aslında. Sen kendini terk etmeye başlarsın.
İlişkilerde tükenmişlik, kırgınlık ve patlamalar genelde buradan çıkar.
Terapi sürecinde:
ihtiyaçlarını fark etmeyi suçluluk hissetmeden “hayır” demeyi sağlıklı iletişim kurmayı hem kendini hem karşındakini koruyan sınırlar çizmeyi öğrenirsin
Çünkü sağlıklı ilişkiler fedakârlıkla değil, dengeyle yürür.
Unutma:
Herkesi memnun etmek zorunda değilsin. Ama kendini korumak senin sorumluluğun.
Ve bu öğrenilebilir.
Panik Atak Nedir?
Panik Atak Nedir? “Ölüyorum” Hissi Neden Gelir?
-Bir anda olur.
Hiç beklemediğin bir yerde… Markette, yolda yürürken, evde otururken.
Kalbin hızla çarpmaya başlar. Nefesin daralır. Başın döner. “Kontrolü kaybediyorum” gibi hissedersin.
Ve en korkutucu düşünce gelir: “Galiba ölüyorum.” İşte panik atak tam olarak budur.
Yoğun korkunun, bedeninde fırtına gibi patlaması.
Ama şunu bilmeni isterim:
Panik atak tehlikeli değildir. Kalp krizi değildir. Delirmek değildir. Bedeninin yanlış alarm vermesidir.
Aslında sistem şöyle çalışır:
Beynin “tehlike var!” sanır → adrenalin salgılanır → beden savaş ya da kaç moduna geçer.
Oysa ortada gerçek bir tehlike yoktur. Sorun ataktan çok, sonra başlar.
“Ya tekrar olursa?” “Ya dışarıdayken gelirse?” “Ya kimse yardım edemezse?”
Bu korku yüzünden hayat daralmaya başlar.
Dışarı çıkmamaya, yalnız kalmamaya, bazı yerlere gitmemeye başlarsın.
Ve fark etmeden panik ataktan çok, kaçınmalar hayatını yönetir.
Terapi burada devreye girer.
Birlikte: bedenini sakinleştirmeyi nefesini düzenlemeyi felaket düşüncelerini fark etmeyi korkuyla yavaş yavaş yüzleşmeyi öğrenirsin. Çünkü amaç atağı kovmak değil, “Gelse bile baş edebilirim” diyebilmek.
Ve o güven geldiğinde, panik gücünü kaybeder.
Yalnız değilsin. Bu döngü kırılabilir.
Tükenmişlik Sendromu
Tükenmişlik Sendromu Nedir?
Sürekli Yorgun ve İsteksiz Hissetmenin Psikolojik Nedenleri
Hiçbir şeye enerjiniz kalmıyor mu?
Sürekli yorgun, isteksiz ve uzak hissediyorsanız tükenmişlik sendromu yaşıyor olabilirsiniz.
Belirtileri ve terapi sürecini keşfedin.
Eskiden kolay gelen şeyler şimdi zor mu geliyor?
Sabah uyanmak… Mesajlara cevap vermek… İşe ya da okula gitmek… Hatta bazen sadece konuşmak bile…
Fiziksel bir yorgunluktan farklı bu. Uyusan da geçmiyor. Dinlenmiyorsun. Sadece duruyorsun.
İşte bu çoğu zaman tükenmişliktir.
Tükenmişlik bir anda olmaz. Yavaş yavaş birikir. Uzun süreli stres, sorumluluklar, “hep güçlü olmalıyım” hali, kimseyi kıramamak, sürekli yetişmeye çalışmak… Ve bir gün zihnin fişi çeker.
“Artık yapamıyorum.”
Belki sen de:
Sürekli yorgun hissediyorsun, İşe/okula karşı isteksizlik yaşıyorsun, İnsanlardan uzaklaşmak istiyorsun, Kolay sinirleniyorsun, Hiçbir şeyden keyif alamıyorsun, Bu tembellik değil.
Bu zayıflık değil. Bu yorulmuş bir sinir sistemi.
Terapi sürecinde birlikte: yüklerini fark etmeyi, sınır koymayı, “hayır” diyebilmeyi
dinlenmeyi, suçluluk duymadan öğrenmeyi, yaşam dengesini yeniden kurmayı çalışırız
Çünkü sen makine değilsin.
Sürekli üretmek zorunda değilsin.
Bazen durmak, iyileşmenin ta kendisidir.
Ve bu süreçte yalnız değilsin.
Anahtar Kelimeler
tükenmişlik sendromu, burnout nedir, duygusal yorgunluk, işe gitmek istememek, kronik stres, psikolojik destek, terapi
AŞIRI DÜŞÜNME (OVERTHINKING)
Aşırı Düşünme (Overthinking) Nedir? Zihni Susturmanın ve Kaygıyı Azaltmanın Yolları
Sürekli aynı şeyleri düşünüyor, kafanızı durduramıyor musunuz? Overthinking kaygıyı artırabilir.
Aşırı düşünmenin nedenleri ve terapiyle baş etme yolları burada.
Gece yatağa yatarsın. Vücudun yorgundur ama zihnin maratona başlar.
“Keşke öyle demeseydim…”
“Ya yarın kötü geçerse…”
“Ya yanlış karar verirsem…”
“Ya başıma bir şey gelirse…”
Bir düşünce biter, diğeri başlar. Sanki beyninde hiç susmayan bir radyo var. Kapatamazsın.
İşte bu aşırı düşünme.
Çoğu kişi bunun “detaycı olmak” ya da “kontrollü olmak” olduğunu sanır.
Ama aslında tam tersi.
Çok düşünmek çözüm üretmez. Sadece seni daha kaygılı ve kararsız yapar.
Çünkü zihin sürekli tehlike arar.
Ve bir süre sonra:
__karar veremezsin
__geçmişi tekrar tekrar yaşarsın
__geleceği felaket senaryolarıyla doldurursun anı kaçırırsın
__hayat olurken sen kafanın içinde kalırsın.
Terapi burada zihninle yeni bir ilişki kurmanı sağlar.
Birlikte:
Düşünce tuzaklarını fark ederiz, felaketleştirmeyi yakalarız.
“her düşünce gerçek değildir” becerisini geliştiririz.
Anda kalma ve beden farkındalığı çalışırız
Amaç zihni susturmak değil. Onun seni yönetmesini bırakmak.
Çünkü sen düşüncelerinden ibaret değilsin.
Zihnin yavaşlayabilir.
Nefes alacak alan açılabilir.
Anahtar Kelimeler
aşırı düşünme, overthinking nedir, kafayı susturamamak, sürekli düşünmek, kaygı, zihinsel yorgunluk, psikoterapi
Belki sık sık şunu düşünüyorsun:
“Ben neden diğerleri kadar rahat değilim?”
“Neden hep kendimi sorguluyorum?”
“Keşke biraz daha özgüvenli olsam…”
Çoğu insan özgüveni,
yüksek sesle konuşmak, çok sosyal olmak ya da hiç korkmamak sanır.
Ama özgüven bunlar değil.
Özgüven aslında çok daha sade bir şeydir:
“Ne olursa olsun, kendimle kalabilirim” diyebilmek.
Hata yapsan da.
Reddedilsen de.
Herkes seni beğenmese de…
Kendini değersiz hissetmemek.
Ve iyi haber şu:
Özgüven doğuştan gelen bir özellik değil.
Öğrenilir. Gelişir. İnşa edilir.
Çoğu zaman çocuklukta aldığımız mesajlar etkiler:
“Sessiz ol”
“Hata yapma”
“El âlem ne der?”
“Yeterince iyi değilsin”
Bu sesler zamanla iç sesimiz olur.
Terapi, bu eski kayıtları fark etmene yardımcı olur.
Kendinle konuşma şeklini değiştirmeni sağlar.
Yavaş yavaş:
daha net sınırlar koyarsın
“hayır” diyebilirsin
kendini başkalarıyla daha az kıyaslarsın
daha cesur adımlar atarsın
Özgüven, kusursuz olmak değil;
kendini olduğun haliyle kabul edebilmek.
Ve bu herkes için mümkün.
Senin için de.
Özgüven Nedir? Doğuştan mı Gelir, Sonradan mı Öğrenilir?
Merhaba! Benim adım Dilara.
Klinik nöropsikoloji alanında geçmişim var ve çeşitli psikolojik ve nöropsikolojik zorluklarla karşı karşıya kalan yetişkinlerle çalışma deneyimim bulunuyor.
Danışanların gerçekten dinlendiğini ve desteklendiğini hissedebilecekleri güvenli, şefkatli ve yargılayıcı olmayan bir ortam sunuyorum.
Çalışmalarımda, bireylerin stres, kaygı, endişe, depresyon, travma, duygusal düzenleme, öz saygı sorunları ve bilişsel zorluklarla başa çıkmalarına yardımcı oldum.
Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme (EMDR) ve dinamik psikoterapi gibi kanıta dayalı yaklaşımları, şefkat odaklı terapiyle birleştiriyorum.
Ayrıca, her bireyin benzersiz ihtiyaçlarına ve hedeflerine göre yöntemleri uyarlayan eklektik bir yaklaşım benimseyerek danışanın sürecine göre kişisel yöntemlerle birleştirip esnek ve kişiye özel bir terapi benimsiyorum.
Terapi benim için sadece sorunları çözmüyor; aynı zamanda sizi ayıran, güçlenmek ve yaşamda dengeyi bulmak için bir yolculuk.
Terapinin sadece zorlukları ele almakla ilgili değil, aynı zamanda büyüme, direnç ve öz anlayışı teşvik etmekle ilgili olduğuna inanıyorum.
Amacım, zorlukları keşfetmenize, yeni bakış açıları bulmanıza ve dengeyi bulmanıza destek olmak.
Bu süreçte birlikte keşfedebilir, yeni bakış açılarını geliştirebilir ve kendinizi daha iyi anlamlandırabilmenizi sağlarız.
Deneyim:
Hikayeniz önemli.
Birlikte iyi bir uyum sağlayabileceğimizi düşünüyorsanız, buradan benimle iletişime geçmekten çekinmeyin.

